Her şey, 2003 yılında Ankara’da bir gümüş takı tasarım kursuna adım atmamla başladı. O zaman evdeki çalışma masama küçük bir ahşap takoz bağlayıp ilk kaynak ekipmanımı aldığımda, bunun hayatımın en uzun soluklu yolculuklarından biri olacağını bilmiyordum.
Yıllar geçti, hayat değişti. Ben ise evini sırtında taşıyan bir kaplumbağa misali; gittiğim her şehre, taşındığım her eve atölyemi de beraberimde taşıdım. Bazen o atölye genişledi, bazen küçücük bir köşeye sığıştı; bazen hayatın telaşı içinde biraz saklandı. Ama o tezgâh ve onun başında olma hayali hep benimle kaldı.
Bu hayalle farklı ustalardan eğitim almaya devam ettim. Yıllarca kendim yaptım, kendim taktım. İçimdeki hayal de demlendi durdu. Bir gün zamanı geliyor demek ki… Artık Opus Artisan ile o hayali atölyeden çıkarıp sizin hikâyelerinizle paylaşma zamanı geldi.
Opus Magnum: En Değerli Hali Arayış
Opus Artisan ismi aslında bu uzun yolculuğun tam kalbinden doğdu. Halk bilimi eğitimim, müzecilik deneyimim, felsefe öğrenciliğim ve metale olan ilgim beni biraz simya okumaya götürdü. Altına ulaşma arzusunun arkasında, tam da yıllardır arayıp durduğum şey vardı: kendim.
Metalin yolculuğu insana ne kadar da benziyordu. Katı halden sıvı hale, sıvı halden başka bir forma geçen metal; halden hale geçip kendi en değerli halini arayan insanın yolculuğunu anlatıyordu sanki.
Simya geleneğinde sırrı bulanlar, ulaştıkları en değerli esere “Opus Magnum” diyordu: bir ustanın en üst eseri. Ben bunu biraz da insanın kendi en olgun halini araması gibi okuyorum. Ulaşılır mı bilmem ama tezgâhımla böyle bir gönül bağı kurduk. Birlikte kendi opusumuzu arıyoruz.
Tezgâhta yapabildiklerimi bana öğreten, bilgisini aktaran ustalarıma teşekkür ederim. Usta olmaya ömür yetmez belki; ama bir şeyler yapma cesaretiyle bugün buradayım.
Seri üretimin hızından uzakta, geleneksel sadekârlık yöntemleriyle; elimi, gözümü ve gönlümü aynı hizada tutmaya çalıştığım bu sakin üretim serüvenine eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.
Selma,
